Reklamı Geç
YAZARLAR
Hakikate Tanıklık Nedir?
Yusuf ALİOĞLU
20 Mart 2022 - Pazar 17:52
4181 defa okunmuş.

Geleneksel veya modern, dini veya seküler kısacası bütün ideolojik aidiyetlerden bağımsız olarak kabul edilmelidir ki ‘hakikat’ tektir.

 

Varlık, oluş, bilgi, akletme gibi temel parametreler de hakikatin tekliğini anons eden dağıtıcı ana santrallerdir.

 

Ancak bunun yanında hakikatin ‘ne’ olduğuna dair tanımlar ise insanlık tarihi kadar eski ve insan teki kadar çeşitlidir.

 

Örneğin birçok filozof felsefeyi ‘hakikati araştırmak’ şeklinde tanımlar. Semavi dinler kendilerini hakikatin nihai ve tek sözcüsü olarak sunar. Özne kurucu modern söylemlere veya yeni entelektüel kavrayışlara bakıldığında da bütün zihinsel uğraşılar bir hakikat tanımı içindir.

  

İnsanoğlu, yaşadığı dönemin şartları, içine doğduğu sosyo kültürel çevre, aldığı eğitim, sosyalleştiği süreçlere ait zihinsel ve pratik malzemeler, yaşadığı yüzyılın paradigması ile yerel ve küresel gelişmeler gibi girdilerle hakikate yani iyi ve doğru olana dair tutumlar geliştirir.

 

Bu tutumların merkezinde ‘tanımlama’ vardır. Direk ya da dolaylı tanımlama eylemi üzerinden zihin inşa edilir, tarafgirlikler sağlanır.

 

Zira insan ancak tanımladığının arkadaşı, yoldaşı, mü’mini, savaşçısı, savunucusu, sürdürücüsü olur.

 

Bu açıdan bakıldığında tanımlama güdüsü bir yandan ‘ikna edici, diriltici, müjdeci' bir yandan ise 'kışkırtıcı, tahrif edici, iktidar ve tahakküm ilişkilerini kurucu ve sürdürücü’ yanlarıyla hep olagelmiştir.

 

Adem ve Havva’nın ‘yasak ağaç’ metaforuna dair isabetsiz etütleri tanımlamaya dair ilk beşer teşebbüsü olarak anılabilir:

 

“Tanımlamaya teammüden teşebbüs.”

 

Bu teşebbüsün muharrik dinamikleri arasında beşerin irade ve özgürlük konusunda, Marksist literatürden hareketle söylersek, bir tür ‘kendi için’ tanımlama denemesi vardır.

 

Göklerin tanımından farklı olarak, toprak, ateş, su ve havanın tanımdır bu.

 

Sınırsız mülkiyet ve ölümsüzlük itkileri ile ete kemiğe bürünmüş bu ilk davranış beşer kaynaklı ilk tanımlama eylemidir.

 

Benzer şekilde Adem’in iki oğlu Habil ve Kabil’in rablerine sundukları sunak konusundaki tutum ve tercihleri de birer tanımlama denemesidir.

 

Rabbin hoşnutluğuna dair birer talep denemesi de denebilir bu duruşlara.

 

Dikkat edilirse, iki olayda da yüklenilmiş bazı ön bilgilerin yarattığı bir düşünme uzamında gerçekleşen zihinsel hareketlilik vardır.

 

Ancak, bu hareketliliklerden yani tanım eylemlerinden kimi isabetli kimi de isabetsiz şekilde neticelenmiştir.

 

Yani, iyilerin de kötülerin de birer hakikat yani iyi ve doğru tanımları hep olmuştur. İyinin de kötünün de sevk ve yönetmeye, isimlendirme ve kategorize etmeye dair birer aklı vardır.

 

Sadece kullandıkları hammadde, üretim süreçlerinin teknik boyutu ve fayda kelimesine yükledikleri mana farklıdır.

 

Vakıa şu ki, ikisi de imal ettikleri neticeye ‘hakikat’ yani ‘doğru’ ve ‘güzel’ diyerek kendilerini merkeze almaktadır.

 

Oysa yukarıda da söylediğimiz gibi, ‘hakikat, insanın tanımından bağımsız bir hikayeye, eşya ve insan fıtratına içkin bir tabiata, zamanın ve mekanın fevkinde değişmez bir öze ve bu özde saklı kozmik uyum ve barışa sahiptir.’

 

Düşünce tarihi yolculuğunda insan, hakikatin karakterine ve olgusal yanlarına dair bazı bilgi kümelerine ulaşmış, bunları sahiplenmiş ve sonraki zamanlara taşımıştır.

 

Mesela ‘yalan söylemenin, çalmanın, adam öldürmenin’ tüm zamanlarda ve mekanlarda yanlış davranışlar olarak imlenmesi bu meyanda anılabilir.

 

Buradan bakıldığında şunu söyleyebiliriz: İnsanlığa dair ortak aklın yakaladığı, koruduğu ve sonraki zamanlara ulaştırdığı böylesine zamanlar ve mekanlar üstü hakikat parıltılarına kulak kesilmek, gereğini yapmak ve aksi uygulamalara itiraz ederek sesini yükseltmek, hayır diyebilmek ‘hakikate tanıklık’tır.

 

Yani ‘saf bilgi ve özgün pratik’ ile ortaya konmuş davranışlar ancak ‘hakikate tanıklık’tan birer numunedir.

 

Hakikate tanıklıktan söz edebilmek için, ‘bilginin özümsenmiş olması pratiğin de özümsenmiş bilgiden istifade ile gerçekleşmiş olması gerekir.’

 

Buraya kadar söylemek istediğimiz kısaca şudur:

 

Hakikate şahitlik öncelikle bir anlama ve çıkarım yani tanımlama meselesidir. Dolayısıyla hem teorik hem de pratik yanları vardır.

 

Tanıklık için hakikate dair tanımınızın ne olduğu sorunsalı ve bunun genel geçer bilgi kriterleri, saf bilgi ya da özümsenmiş bilgi karşısındaki durumu ilk aşamadır.

 

Bu aşamanın analitik akla, gelişmiş ve doyurucu zihinsel arka plana, güçlü metinlere, sağlam söylemlere ihtiyacı vardır.

 

Çünkü boş sayfaya (tabula rasa’ya) doldurduğunuz ve siz orijinli olan tanımın, klasik ve modern metinler karşısında ilmi bir ciddiyetinin, dışarıdan ilgilenenleri meşgul edecek bir müktesebat ve derinliğinin, inananları da ikna, ihya ve inşa edecek iç tutarlılığının ve sürdürülebilirliğinin olması gerekir.

 

Aksi takdirde; acıktığında putlarını yiyen cahiliye aklının, öfkelendiğinde çocuklarını yiyen ihtilallerin, başaramadığında yoldaşlarını revizyonist diye infaz eden müzmin kliklerin, tezleri çürütüldüğünde düşünenleri heterodoks ilan eden çok renkli ortodoksların, iktidarda yıprandıkça hırçınlaşan ve muhalif olan herkesi işbirlikçi, hain, asi ve şaki ilan eden güç sarhoşlarının ‘hakikate tanıklık’ basitliği, tutarsızlığı ve komikliği ile malul trajik hikayeler yumağına dönüşürsünüz.

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

AYDINLIK 'AYDIN' YÜZLERLE GELİR
234
GREGOR İSİMLİ BÖCEKLERLE DOLU GÜNDELİK HAYAT
1100
KIRK YAŞ TÜRKÜSÜ
1012
Biriktirdiklerim -8-
992
GECE VE KARANLIK ZAMANLAR
1062
ŞİİRİN GÜNCESİ -12: ‘İSİMSİZ ŞİİR’
1199
TANRI KONUŞMAK İÇİN SİZİN SUSMANIZI BEKLİYOR
1238
YUSUF'UN BABASI
1157
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
1140
İKİ RENK, ÜÇ KELİME YA DA COŞKUNUN KIYISINDA
1595
GÖSTERİ TOPLUMU
1752
Çok Dilli Kültür ve Çoğulcu Kavrayış
1784
Bağlamaya Şiir Okutan Adam: Murat Kapkıner
2270
İSA'NIN GÜNLÜĞÜ -1-
2802
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
2195
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
2182
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
2413
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2767
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
3638
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2655
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
3583
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2887
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6800
ŞEBBİHALAR HER YERDE
2269
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
2618
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4785
Köprüler ve Çamurlu Sular
4048
Biriktirdiklerim-7-
3727
Bingöl’ün Referandum Karnesi
4432
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
3335
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
3238
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
4078
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3675
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
3187
“Ben de adayım”
3271
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3808
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2912
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
3095
Biriktirdiklerim-6
2836
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
3205
Engerek Soyu
3668
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
5188
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3834
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
4417
Libası İdrarlı Adamlar
4402
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5635
‘Ey kötülük!’
3847
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4827
'Sıkıntı yok!'
4353
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
4499
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
4171
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4794
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
6108
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8693
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6739
Harf Eken Kelime Biçer
7643
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
5519
Çekilin aradan, maradan...
7288
'Biraz da ben konuşayım'
6476
‘Apaçık’ Şiir
6436
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6619
Kitaplar Dolusu Susmak...
5609
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
5310
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6648
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
16109
Biriktirdiklerim -5-
4543
Biriktirdiklerim -4-
4907
Biriktirdiklerim -3-
5089
Parayı Nereye Yatırmalı?
4895
Biriktirdiklerim -2-
5119
Biriktirdiklerim -1-
5319
Ne Zaman Reşit Olacağız?
6637