Reklamı Geç
YAZARLAR
Libası İdrarlı Adamlar
Yusuf ALİOĞLU
02 Ağustos 2022 - Salı 16:42
4260 defa okunmuş.

Zamanı siyasal tarih dilimlerine bölerek baktığımızda her dönemin yönetmek kelimesinde mündemiç ‘duruşları’ ve bu duruşların yarattığı ‘pratik müktesebatı’ vardır.

 

Teori ve pratiğe ait kural ve teamüllerin belirleyicilik katsayısı ne olursa olsun kabul etmek gerekir ki, en adilinden en zalimine, en eşitlikçisinden en despotuna tüm yönetim biçimlerinde nihai gerçeklik ‘insan’ unsurudur.

 

Bu yönetim modellerinde kurucu metinlere, temel söylemlere ve sözleşmelere dayanarak hiza alan pratikler insandan birer yorumla yol alır.

 

Kurucu söylem orijinli işlemler dallanıp budaklandıkça metnin şekilsel varlığının tamamlayıcı cüzü olan metnin ruhu insanın yorum kapasitesiyle birlikte ön plana çıkar.

 

Daha teknik bir ifade ile söylersek, metnin ne dediğinin yanında bir de ne demek istediğinin tartışıldığı bir söylem uzamı gelişir.

 

Aldığı eğitim, dünya görüşü, merhamet, adalet, özgürlük ve hukuk gibi kimlik inşa edici temel konulardaki nosyonu güçlü adamlar metin ile şeklen mesafe problemi yaşasalar da metnin arka planına yani ruhuna dair duyarlılıkları ile kriz anlarını sükûnet ve suhuletle atlatabilirler.

 

Tarih öncesi ya da modern zamanlara ait sosyal, hukuki, felsefi, edebi ya da dini içerikli bir metin, ‘sözü dinleme ve güzel olanına uyma’ ahlakı ile yetişmiş bu insanların elinde daima dünü, bugünü ve yarını anlamaya dair istikamet kazandıran yoldaki işaretler misali durur.

 

Metin ve yaşanan döneme dair görece farklılıklar, ‘zamanlar üstü kıymetleri’ bulanıklaştırmaz aksine daha da güçlendirir.

 

Metne sadık farklı yorumlar ve uygulamalar birer fitne tohumu gibi ayrıştırıcı roller oynamaz; aksine çoğulcu, çok renkli ve çok sesli bir karakter ile daha gür ve gümrah şekilde zamana ve mekana iz bırakır; öğretici karakteri ile zihinsel faaliyetleri yani cehd kabiliyetini besler, büyütür ve geliştirir.

 

Bu mektebin müdavimleri ‘her an farklı bir işte olan rabbin adı ile okuma’ ilkesinden hareketle daima dinamik süreçlerin temsilciliğini yaparlar.

 

İyi ya da kötü yönetimlerin belirleyiciliği fark etmeksizin ilkesel duruşları ile karanlığın içinde aydınlığı, dalaletin içinde hidayeti, Firavun’un sarayında ve Mekke şirk sitesinde ahlakı sürdürürler.

 

Diğer yandan metnin şeklini mutlaklaştıran ve okuma biçimindeki otoriter karakteri kültürden sanata, sosyal hayattan siyasi ilişkilere belirleyici kılan yaklaşımın müntesipleri ise, iyi ve kötü niyetli adamlar ayrımı yanında, ‘metinden koparsak tespih taneleri gibi dağılırız’ söylemini üretir dururlar.

 

Şeklen doğru olan bu muhafazakar söylemin esasa dair hedefleri farklıdır. Amaç ortodoks anlayış ve paratiklerin her daim egemenliği ve muhalif olanların bertaraf edilmesidir.

 

Muhafazakar otokrasiye göre farklı her ses en genel tespitle ‘ayrılıkçı’ ilan edilmeli ve boğulmalıdır. Aykırı okuma biçimleri ötekileştirilerek yasaklanmalıdır. Gösterileni değil de gördüklerini anlatmaya çalışan her kalem susturulmalıdır.

 

Bu okuma biçiminde tabelanın bize ait olması yeterli meşruiyet sebebidir. İçeride olanların hukukiliği ve insaniliği ayrıntıdır. Burada metinler çokça okunur, hüsn-ü hat ile yazılır, çerçevelere yerleştirilir, ezberlenir, farklı makamlar ile seslendirilir ancak mana ile pek münasebet kurulmaz.

 

Bu okuma biçimi şehirli değil taşralı yönleri ile ağır basar. Farklı disiplinler ile kesişmekten, yüzleşmekten, karşılaşmaktan bilhassa kaçınır; bahaneler üreterek uzak durur.

 

Bu söylemin adamları, idarenin zaaflarına yoğunlaşmak ve ıslah etmekten çok eksik ve gediklerden yol alma, yolma, yolunu bulma işleri ile meşgul olurlar.

 

Mızrakların tepesine geçirilmiş bir dini metnin gölgesinde ‘mızraklı ilmihal’ ile tüm zamanların düşünce sorunlarını çözebileceklerini seslendirirler; mızrak çuvala sığmayınca da içimizdeki hainler, işbirlikçiler, dış güçler gibi argümanlarla beceriksizliklerini örtmeye çalışırlar.

 

Bu okuma biçiminin dayandığı sosyoloji, itaatte zinhar kusur etmeyen ‘teba’ kökenlidir. Meşruiyetini ortodoksiden alan bir toplumsal yapının dolgu malzemeleri olarak bu kimseler söylendiği kadar bilen, istendiği kadar konuşan, gösterildiği kadar mesafe alan iradeleri çalınmış aparatlardır.

 

Dolayısıyla bu vasatta özne olma talebi en büyük cürüm olarak görülür ve muhtemel özne adaylarına ibret olması adına sert yöntemlerle cezalandırılır.

 

Fert olma imkanının kaldırıldığı ve kralın dininin dayatıldığı bu oyun alanında özgürlük ve özgünlük talebi müstakil birer suçtur.

 

Düşünce planında bu sıkıntılar çok yönlü ve katman katman devam ederken bu taraklarda bezi olmayan simsar kılıklı adamlar ise ‘padişahım çok yaşa’ repliği ile kamuya ait mal ve hizmetleri iç ettikçe eder ve şimdilerde çokça konuşulan Rus oigarkları misali faşizm ve kapitalizm izdivacının ürünü türedi zenginler sınıfı oluşur.

 

Herkesten fazla umre yapan, Ramazan aylarında siyah poşet ya da koli dağıtan, sakalını sıvazlayarak dolar, euro hesabı yapan, işçisinin emeğine çöken, cinsiyet ayrımı ile her gün yeni mağdurlar yaratan, hukukun gücünden çok partisinin, cemaatinin, derneğinin, aşiretinin, atalarının ve sahte sosyal medya hesaplarının gücüne dayanan bu 'libası idrarlı adamlar' giderek bir toplumsal pratiğin kara kutusu olmaktadırlar.

 

Musa’ya ‘sen ve rabbin gidin savaşın’ diyen mantalitenin bedenlendiği bu adamlar, ilkesel aidiyetleri ve kamunun vicdanı olma hassasiyetini bir yana bırakarak elleriyle yarattıkları trendin peşinde koşup durmaktadırlar.

 

Bu trend öylesine baş döndürücü bir hızla etrafı kuşatmaktadır ki acıktığında putlarını yiyen cahiliye adamları gibi adam satma, ihanet, iftira, ses kaydı paylaşma, foto servis etme, parti ve cemaat değiştirme, toplu iman, toplu inkar gibi ana metin ile alakasız pratikler yumağına dönüşmektedir.

 

Niceliğin hakimiyetinde gelişen kötü örneklerin kategorik düşünme ve sentezleme yeteneğini buharlaştırdığı, aldatma ve aldanma hikayelerinin çoğalarak saf aklın işleyişine hükmettiği bir vasatta, nesne sanallığından özne gerçekliğine ulaşamayan bireyin tefrik ve temyiz kapasitesi de gittikçe tükenmektedir.

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

ŞİİRİN GÜNCESİ -12: ‘İSİMSİZ ŞİİR’
724
TANRI KONUŞMAK İÇİN SİZİN SUSMANIZI BEKLİYOR
1064
YUSUF'UN BABASI
972
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
955
İKİ RENK, ÜÇ KELİME YA DA COŞKUNUN KIYISINDA
1439
GÖSTERİ TOPLUMU
1597
Çok Dilli Kültür ve Çoğulcu Kavrayış
1639
Bağlamaya Şiir Okutan Adam: Murat Kapkıner
2054
İSA'NIN GÜNLÜĞÜ -1-
2634
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
2045
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
2033
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
2228
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2615
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
3459
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2521
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
3443
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2724
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6666
ŞEBBİHALAR HER YERDE
2139
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
2458
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4615
Köprüler ve Çamurlu Sular
3897
Biriktirdiklerim-7-
3612
Bingöl’ün Referandum Karnesi
4301
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
3207
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
3092
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3932
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3548
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
3070
“Ben de adayım”
3158
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3675
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2782
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2964
Biriktirdiklerim-6
2713
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
3082
Engerek Soyu
3534
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
5070
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3699
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
4286
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5498
‘Ey kötülük!’
3693
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4703
'Sıkıntı yok!'
4235
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
4379
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
4049
Hakikate Tanıklık Nedir?
4051
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4647
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5981
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8561
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6597
Harf Eken Kelime Biçer
7511
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
5394
Çekilin aradan, maradan...
7167
'Biraz da ben konuşayım'
6345
‘Apaçık’ Şiir
6302
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6491
Kitaplar Dolusu Susmak...
5483
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
5157
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6514
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
15576
Biriktirdiklerim -5-
4409
Biriktirdiklerim -4-
4783
Biriktirdiklerim -3-
4961
Parayı Nereye Yatırmalı?
4766
Biriktirdiklerim -2-
5003
Biriktirdiklerim -1-
5194
Ne Zaman Reşit Olacağız?
6395