Reklamı Geç
YAZARLAR
KABAĞINDA BİR AHI VAR
Hasan TOSUN
03 Mayıs 2026 - Pazar 15:40
447 defa okunmuş.

Kasabanın üzerine çöken o sabah, güneş henüz ufka elini sürmemişti.

Göğün paslı kırmızısı, kaderin önceden yazıldığı bir sayfanın kenarından sızıyor gibiydi.

Rüzgâr, berber dükkânının camına dokundu; eski bir masalı hatırlatan ince bir inilti bıraktı.
Kapı ağır ağır açıldı.

İçeri, vakitlerin gerisinden yürüyerek gelmiş bir derviş girdi.

Adımları, toprağa söylenen bir şükür kadar sakindi.

“Vur usturayı, berber efendi,” dedi.

Sesi, çöl kabuğundan kopan kumların sıcaklığını taşıyordu.

Berber usturayı suya batırırken dervişin yüzündeki huzur onu tedirgin etti. 

Çünkü o yüz, yeryüzünün gürültüsünü çoktan terk edenlerin yüzüydü.

Tam o anda sokağı yaran bir narayla sessizlik çatladı.

Kasabanın kabadayısıydı. Girdiği her yere ağırlığını değil, taşın bile taşıyamayacağı bir hoyratlığı bırakırdı.

Kapıyı savurarak içeri girdi.

Dervişi görünce, yılların çürüttüğü kibirle güldü.

“Çekil bakalım, kabak!

Biz tıraş olacağız!”

Sözleri, dervişin sabrına çarpıp geri dönen kör taşlar gibiydi.

Derviş sustu.

Sükûtu, kelimeden keskin bir cevaptı.

Kabadayının dili tıraş boyunca yorulmadı:

“Kabak aşağı… kabak yukarı…”

Her söz, kara kuş gibi havalanıyor; dervişin kalbine yaklaşsa da sükûtun kapısına çarpıp düşüyordu.

Dervişin bakışı, duvar köşesinde unutulmuş kabak oyma lambada durdu.

Lambanın ışığı, yıllardır tuttuğu nefesi bırakır gibi titredi.

Berber, yaklaşan bir hükmün ayak seslerini duyar gibi ürperdi.

Tıraş bitti.

Kabadayı çıktı.

Rüzgâr yön değiştirdi; kasabanın kaderini önüne kattı.

Yokuştan inen at arabasının tekeri, hızını başka bir iradeden almış gibiydi.

Kabadayıyı altına aldı.

Savurdu.

Susturdu.

Toz bulutu dağılınca berber dizlerine hâkim olamadı.

“Derviş efendi…

Bu kadar ağır, bu kadar ani… bu kadar acımasız olması…”

Derviş gözlerini kapadı. Göğün kuytusundan bir nefes çekti.

“Ben ona gücenmedim,” dedi.

“Hakkımı da helâl etmiştim.

Lâkin bilmez misin…

Her kelimenin bir vakti, her alayın bir izi, herkesin bir kapısı vardır.

Her kapının ardında da onu gözeten bir sahip…”

Sonra lambaya döndü.

Unutulmuş kabak, yanmakta olan bir sır gibi ışıldıyordu.

“Kabak gücenmiş olmalı,” diye fısıldadı.

“Onun da bir sahibi var.”

Gece, hikâyeyi tamamlamak ister gibiydi.

Gökyüzü örtüsünü kapadı.

Yıldızlar sustu.

Kasaba, görünmez bir mahkemenin eşiğinde bekler gibi ağır bir sessizliğe gömüldü.

Yaşlı kadınlar rüyalarında kabakların konuştuğunu anlattı.

Çocuklar evlerinin önünde kendi kendine dönen testiler gördü.

Rüzgâr, taş duvarların ardından yürütülen gizli bir celseyi anlatıyordu. 

Adalet, alayın ve kibirin hesabını görüyordu.

Derviş gecenin en ağır saatinde kasabanın dışındaki tepeye çıktı.

Başını göğün kapalı kubbesine kaldırdı.

“Yaradan yardır,” dedi.

“Sanma ki zalimin ettiği kârdır.

Mazlumun ahı… indirir şahı.”

Kâinat bu sözü bağrına bastı.

Ertesi sabah kasaba uyandığında, berber dükkânının önündeki kabak oyma lamba ışıl ışıl yanıyordu.

Işığı, sabah güneşini gölgede bırakıyordu.

Kasabalılar konuşmadı.

Çünkü hepsi aynı hakikati hissetti:

Dünyada hiçbir şey sahipsiz değildir.

Ne bir söz…

Ne bir gönül…

Ne de bir kabak.

İlahi adalet bazen en yumuşak şeyin içinden doğar; hiç beklenmeyen bir nesnenin kalbinde saklanır.

Vakti gelince onu hiçbir el durduramaz.

O gün, o dükkânda, bir tek kelimenin kırgınlığında dolmuştu vakit.

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

SÖZLERDEN ESERLERE: KADİR ÇİNTAY’IN BİNTSO YOLCULUĞU
68
ARAMADI, KAYBETTİ; ÖZÜNÜ BULAMADI HÂLİYLE
151
Rençber Aziz
216
Taner Balat İçin Çaba Gerek
200
VERİLMESİ GEREKEN İKİ KELİMELİK BİR TALİMAT : TANER’İ BULUN
287
MURAT NEHRİ KADAR UZUN BİR BEKLEYİŞ: TEAMÜLLERİN GÖLGESİNDE UMUT
271
BİR TEKASÜR ÇIĞLIĞI: HAVAL KADIN
340
KİMSENİN YANMASINA GEREK YOK
345
SÜZGEÇTEN GEÇEN AYDINLIK
355
FEYZİ BABA
426
ARKA SOKAK: GÖRÜNMEYEN EMEK
499
BİR ÇAY, BİR TESBİH, BİR TUTAM HATIRA GERİYE KALAN
521
MUHATABININ YÜREĞİNE DEĞMEYEN DOĞRU
2091
BİR HAMLEDE BÜYÜMEK
1495
BİR ÖĞRETMENİN AYAK İZİ O ÜLKENİN GELECEĞİDİR
2122
AYDIN'IN ŞAFAĞI
1538
BİNGÖL OVASI'NDA YÜKSELEN IŞIK
1629
DOĞAYLA YENİDEN KONUŞMAK
1552
O’NUN YANLIZLIĞI
1728
ŞELALENİN DÜŞÜŞÜ KADAR GÜR, GÖYNÜK SUYU KADAR DERİN
1585
GÖLÜN AYNASINDA ZAMAN
1558
GÖLGE NE KADAR UZUNSA, IŞIK HEP GEÇ KALIR
1831
SESİMİ DUYAN VAR MI?
1508
KİĞI'NIN KADERİNE DOKUNAN HİKMETLİ EL
1617
Bingöl ve 7 Kardeşi
1797
Ali ATAMIŞ'IN ARDINDAN - SESSİZCE GİDEN BİR IŞIK
1903
TEMİZ SUYA ERİŞİM, İNSAN OLMANIN ASGARİ ŞARTIDIR
1586
VİCDAN ve MERHAMET HERKESE NASİP OLMAZ
1744
Aynalara Bakalım
1819
SEÇİLMEK BİR ÇOĞUMUZUN YÜREĞİNDE BİR UKDE OLARAK KALDI
1848
ÇOK UZAKTA ÇOK YAKINSIN
1696
MUHTAR, MAHALLENİN GÖREN GÖZÜ, DUYAN KULAĞI, KONUŞAN SESİDİR.
3150
VASİYETNAME - ÖĞÜT -
2906
YEĞLEMEK
2767
GERÇEK İYİLİK , YARDIM EDİLENİ MİNNET ALTINDA BIRAKMAYAN İYİLİKTİR.
8556
UNUTMUŞTUK SİZLERİ, BİZLERİ BIRAKIP GİTTİĞİNİZİ
4831
BİNGÖL GELECEK NESİLE BORCUNU ÖDEMEKLE MÜKELLEFTİR.
5292
AYNI YERDE DURUYORUZ UNUTMA,HATIRLA.
5979
MEBUS OLMAK İSTİYORUM.
5997
YÖNETİŞİM
5255
KIRILAN YÜREĞİMİZİN ve BENLİĞİMİZİN FAYLARI AYNI ZAMANDA.
6145
TEMİZ BİNGÖL BİZİM ELLERİMİZDE
11207
BİNGÖL'DE SATRANÇ
8613
SÖZÜN DEĞERİ
8216
BİR GÖÇ DAHA NOKTASI (.) OLMAYAN "ÇOK UZAKTA ÇOK YAKINSIN"
8172
KARER YAYLASI
9214
KARA MAHMUT
8700
KİĞI'YA DAİR
9217
AYNI YERDE DURUYORUZ
8931
A KUŞAĞI
9132
Çapakçur' dan Bingöl 'e
10219
BİZİ YÖNETENLER VE ÇALIŞANLARA DAİR
13132
SEVGİLİ KIZIM DOĞA SU
13022