Bingöl’de geçmişte ihracat rekorları kıran Hasgül Dış Ticaret Pazarlama Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti önceki dönem İl Başkanı Mehmet Hanefi Güler, ABD ile İran arasında büyüyen gerilimin Dünya Ticaretini olumsuz etkilediğini belirterek şunları söyledi: “ Bugün dünya sadece bir savaşın sıcaklığını konuşmuyor. Aynı zamanda küresel ekonominin sinir uçlarının nasıl yandığını da izliyor.
Ortadoğu’da yükselen her füze, sadece bir hedefi vurmadı; limanları vurdu, piyasaları vurdu, üretimi vurdu, insanların geleceğe dair güvenini vurdu. Özellikle ABD ile İran arasında büyüyen gerilim, dünya ekonomisinin zaten kırılgan olan damarlarına yeni bir baskı oluşturdu. İlk günlerde “kontrollü kriz” denilen mesele, artık küresel ticaret zincirlerini sarsan ciddi bir ekonomik türbülansa dönüşmeye başladı.
ABD’nin savaşın maliyeti, sahadaki kayıplar ve bölgedeki gerçek tablo konusunda kendi halkına karşı bile şeffaf davranmadığı yönündeki eleştiriler giderek büyüyor. Birçok bağımsız analiz merkezi ve uluslararası gözlemci, sahadaki denklemin anlatıldığından daha karmaşık olduğunu ifade ediyor. İran’ın askeri kapasitesi, füze teknolojisi ve stratejik dayanıklılığı küçümsendi; fakat sahadaki gelişmeler bunun tam tersini gösterdi. Çin ve Rusya’nın doğrudan ya da dolaylı destekleriyle oluşan yeni jeopolitik bloklaşma ise artık bölgesel değil, küresel bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda.
Bir de işin Trump boyutu var. ABD Başkanı Donald Trump gibi öngörülemez siyaset tarzına sahip liderlerin küresel kriz dönemlerinde ortaya koyduğu zikzaklı tavırlar, piyasaları daha da kırılgan hâle getiriyor. Trump’ın manevralarına yetişmek bile zor. Bir gün söylediğini ertesi gün değiştiren, sabah başka konuşup akşam farklı mesaj veren bir siyaset tarzı artık sadece Amerika’yı değil, bütün dünyayı etkiliyor. Kimse tam olarak ne yapacağını kestiremiyor. Günde on defa karar değişen bir küresel denklemde yatırımcı da korkuyor, üretici de korkuyor, piyasa da yönünü kaybediyor. Dünya artık sadece savaşın değil, belirsizliğin de yükünü taşıyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı meselesi, dünyanın ekonomik sinir sistemini doğrudan etkiliyor. Çünkü dünya petrol ticaretinin büyük bölümü bu dar geçitten akıyor. Küresel enerji piyasaları, sigorta maliyetleri, nakliye ücretleri ve tedarik zincirleri bu bölgedeki en küçük krizden bile ağır etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki ani sıçramalar sadece benzine zam anlamına gelmiyor; ekmekten plastiğe, lojistikten sanayi üretimine kadar her şeyi zincirleme şekilde etkiliyor. Bugün Avrupa’daki bir fabrikanın maliyetiyle Körfez’deki bir füzenin arasında doğrudan ilişki oluşmuş durumda.
Ben bunu sadece haberlerden okumuyorum. Kendi sektörümde birebir görüyorum.
Aylarca hazırlanan siparişlerin bir anda iptal edildiğine şahit oluyoruz. Üreticiler stok eritmek yerine depo büyütme derdine düşmüş durumda. Birçok firma yeni yatırım planlarını durduruyor. Bazıları küçülmeye gidiyor, bazıları işçi çıkarıyor, bazıları ise sessizce beklemeye geçmiş durumda. İnsanlar artık “ne kadar kazanırım?” sorusundan çok “zararı nasıl durdururum?” hesabı yapıyor.
Dünya piyasalarında güven duygusu ciddi yara aldı. Çünkü ekonomi sadece para ile dönmez; güvenle döner. Güven kaybolduğunda fabrikalar çalışsa bile piyasa kilitlenir. Şu an tam da böyle bir dönemin içine giriyoruz.
Özellikle son haftalarda birçok uluslararası ticaret hattında sipariş iptallerinin arttığı, konteyner rezervasyonlarının düştüğü ve üretim fazlası stokların büyüdüğü konuşuluyor. Küresel ticaretin nabzını tutan lojistik şirketleri bile “belirsizlik” kelimesini artık olağan rapor dili hâline getirmiş durumda. Bu da gösteriyor ki mesele sadece savaş değil; savaş korkusunun oluşturduğu ekonomik panik dalgasıdır.
Eskiden savaşlar cephede olurdu. Şimdi savaşın ilk etkisi market rafında hissediliyor.
Bir ülkeye füze düşüyor, öbür tarafta fabrika kapanıyor. Bir boğaz geriliyor, başka bir kıtada işçi maaşı ödenemiyor. Dünya artık birbirine zincirlenmiş durumda. Bu yüzden Ortadoğu’daki her kriz, New York borsasını da etkiliyor, İstanbul’daki sanayiciyi de, Afrika’daki ithalatçıyı da.
“Hürmüz dünyanın başına oldu pürmüz” sözü belki halk diliyle söylenmiş bir serzeniştir ama aslında bugünün ekonomik gerçeğini özetliyor. Çünkü Hürmüz sadece bir boğaz değil; dünya ekonomisinin nefes borusudur. O nefes daraldığında herkes etkilenir.
Önümüzdeki süreçte dünya ekonomisinin daha sert dalgalanmalar yaşaması ihtimali küçümsenmemeli. Enerji krizi, tedarik zinciri kırılmaları, yüksek enflasyon, küçülen üretim ve artan işsizlik dalgaları birçok ülkeyi zorlayabilir. Özellikle üretim ve ihracat odaklı sektörler için önümüzdeki aylar çok kritik görünüyor.
Ve en acısı şu: Dünya artık sorun çözerek değil, kriz yöneterek ayakta durmaya çalışıyor.
Her şey füze hızıyla değişiyor. Dün verilen sipariş bugün iptal oluyor. Bugün güçlü görünen şirket yarın küçülmeye gidiyor. Dev ekonomiler bile artık korku iklimiyle hareket ediyor.
Bu çağın en büyük problemi belki de budur: İnsanlık teknoloji olarak büyüdü ama akıl, vicdan ve denge olarak aynı oranda büyüyemedi.”
Bingöl’de geçmişte ihracat rekorları kıran Hasgül Dış Ticaret Pazarlama Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti önceki dönem İl Başkanı Mehmet Hanefi Güler, ABD ile İran arasında büyüyen gerilimin Dünya Ticaretini olumsuz etkilediğini belirterek şunları söyledi: “ Bugün dünya sadece bir savaşın sıcaklığını konuşmuyor. Aynı zamanda küresel ekonominin sinir uçlarının nasıl yandığını da izliyor.
Ortadoğu’da yükselen her füze, sadece bir hedefi vurmadı; limanları vurdu, piyasaları vurdu, üretimi vurdu, insanların geleceğe dair güvenini vurdu. Özellikle ABD ile İran arasında büyüyen gerilim, dünya ekonomisinin zaten kırılgan olan damarlarına yeni bir baskı oluşturdu. İlk günlerde “kontrollü kriz” denilen mesele, artık küresel ticaret zincirlerini sarsan ciddi bir ekonomik türbülansa dönüşmeye başladı.
ABD’nin savaşın maliyeti, sahadaki kayıplar ve bölgedeki gerçek tablo konusunda kendi halkına karşı bile şeffaf davranmadığı yönündeki eleştiriler giderek büyüyor. Birçok bağımsız analiz merkezi ve uluslararası gözlemci, sahadaki denklemin anlatıldığından daha karmaşık olduğunu ifade ediyor. İran’ın askeri kapasitesi, füze teknolojisi ve stratejik dayanıklılığı küçümsendi; fakat sahadaki gelişmeler bunun tam tersini gösterdi. Çin ve Rusya’nın doğrudan ya da dolaylı destekleriyle oluşan yeni jeopolitik bloklaşma ise artık bölgesel değil, küresel bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda.
Bir de işin Trump boyutu var. ABD Başkanı Donald Trump gibi öngörülemez siyaset tarzına sahip liderlerin küresel kriz dönemlerinde ortaya koyduğu zikzaklı tavırlar, piyasaları daha da kırılgan hâle getiriyor. Trump’ın manevralarına yetişmek bile zor. Bir gün söylediğini ertesi gün değiştiren, sabah başka konuşup akşam farklı mesaj veren bir siyaset tarzı artık sadece Amerika’yı değil, bütün dünyayı etkiliyor. Kimse tam olarak ne yapacağını kestiremiyor. Günde on defa karar değişen bir küresel denklemde yatırımcı da korkuyor, üretici de korkuyor, piyasa da yönünü kaybediyor. Dünya artık sadece savaşın değil, belirsizliğin de yükünü taşıyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı meselesi, dünyanın ekonomik sinir sistemini doğrudan etkiliyor. Çünkü dünya petrol ticaretinin büyük bölümü bu dar geçitten akıyor. Küresel enerji piyasaları, sigorta maliyetleri, nakliye ücretleri ve tedarik zincirleri bu bölgedeki en küçük krizden bile ağır etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki ani sıçramalar sadece benzine zam anlamına gelmiyor; ekmekten plastiğe, lojistikten sanayi üretimine kadar her şeyi zincirleme şekilde etkiliyor. Bugün Avrupa’daki bir fabrikanın maliyetiyle Körfez’deki bir füzenin arasında doğrudan ilişki oluşmuş durumda.
Ben bunu sadece haberlerden okumuyorum. Kendi sektörümde birebir görüyorum.
Aylarca hazırlanan siparişlerin bir anda iptal edildiğine şahit oluyoruz. Üreticiler stok eritmek yerine depo büyütme derdine düşmüş durumda. Birçok firma yeni yatırım planlarını durduruyor. Bazıları küçülmeye gidiyor, bazıları işçi çıkarıyor, bazıları ise sessizce beklemeye geçmiş durumda. İnsanlar artık “ne kadar kazanırım?” sorusundan çok “zararı nasıl durdururum?” hesabı yapıyor.
Dünya piyasalarında güven duygusu ciddi yara aldı. Çünkü ekonomi sadece para ile dönmez; güvenle döner. Güven kaybolduğunda fabrikalar çalışsa bile piyasa kilitlenir. Şu an tam da böyle bir dönemin içine giriyoruz.
Özellikle son haftalarda birçok uluslararası ticaret hattında sipariş iptallerinin arttığı, konteyner rezervasyonlarının düştüğü ve üretim fazlası stokların büyüdüğü konuşuluyor. Küresel ticaretin nabzını tutan lojistik şirketleri bile “belirsizlik” kelimesini artık olağan rapor dili hâline getirmiş durumda. Bu da gösteriyor ki mesele sadece savaş değil; savaş korkusunun oluşturduğu ekonomik panik dalgasıdır.
Eskiden savaşlar cephede olurdu. Şimdi savaşın ilk etkisi market rafında hissediliyor.
Bir ülkeye füze düşüyor, öbür tarafta fabrika kapanıyor. Bir boğaz geriliyor, başka bir kıtada işçi maaşı ödenemiyor. Dünya artık birbirine zincirlenmiş durumda. Bu yüzden Ortadoğu’daki her kriz, New York borsasını da etkiliyor, İstanbul’daki sanayiciyi de, Afrika’daki ithalatçıyı da.
“Hürmüz dünyanın başına oldu pürmüz” sözü belki halk diliyle söylenmiş bir serzeniştir ama aslında bugünün ekonomik gerçeğini özetliyor. Çünkü Hürmüz sadece bir boğaz değil; dünya ekonomisinin nefes borusudur. O nefes daraldığında herkes etkilenir.
Önümüzdeki süreçte dünya ekonomisinin daha sert dalgalanmalar yaşaması ihtimali küçümsenmemeli. Enerji krizi, tedarik zinciri kırılmaları, yüksek enflasyon, küçülen üretim ve artan işsizlik dalgaları birçok ülkeyi zorlayabilir. Özellikle üretim ve ihracat odaklı sektörler için önümüzdeki aylar çok kritik görünüyor.
Ve en acısı şu: Dünya artık sorun çözerek değil, kriz yöneterek ayakta durmaya çalışıyor.
Her şey füze hızıyla değişiyor. Dün verilen sipariş bugün iptal oluyor. Bugün güçlü görünen şirket yarın küçülmeye gidiyor. Dev ekonomiler bile artık korku iklimiyle hareket ediyor.
Bu çağın en büyük problemi belki de budur: İnsanlık teknoloji olarak büyüdü ama akıl, vicdan ve denge olarak aynı oranda büyüyemedi.”