|
|||
![]() |
Ölüm Bir Ayrılık mı, Yoksa En Büyük Sevgiliye Kavuşmak mı? | ||
| Emrullah KAYA | |||
İnsan, hayatı boyunca hep bir yerlere yetişmeye, bir şeylere sahip olmaya ve birilerine kavuşmaya çalışır. Kimi zaman bir hayalin peşinden koşar, kimi zaman bir sevdanın, kimi zaman da ömrünü adadığı bir umudun… Hayat dediğimiz bu uzun yolculukta nice başlangıçlar, nice vedalar yaşarız. Sevinçlerimiz kadar hüzünlerimiz, kavuşmalarımız kadar ayrılıklarımız da olur. Fakat bütün bu yolculuğun sonunda hepimizin karşılaşacağı kaçınılmaz bir gerçek vardır: Ölüm. Peki, ölüm gerçekten bir son mudur? Yoksa bizim son sandığımız şey, aslında başka bir başlangıcın kapısı mıdır? Belki de ölümü anlamlandırırken sormamız gereken en önemli soru şudur: Ölüm sevgiliden gitmek midir, yoksa sevgiliye gitmek midir? Bu sorunun cevabı, insanın dünyaya ve yaratılışına nasıl baktığında gizlidir. Bizler çoğu zaman ölümü bir ayrılık olarak görürüz. Çünkü geride kalanlar için ölüm, sevdiği bir insanın sesinden, nefesinden, tebessümünden ve varlığından mahrum kalmaktır. Bir sofrada eksilen sandalye, yarım kalan bir sohbet, artık açılmayacak bir kapı ve beklenmesine rağmen dönmeyecek bir yolcudur ölüm. Kalanlar için hasrettir, özlemdir, gözyaşıdır. Ancak inanan bir insan için ölümün anlamı bundan çok daha derindir. Çünkü insan yalnızca bu dünyaya ait değildir. Geldiği yer ile gideceği yer arasında bir yolculuk yapmaktadır. Dünya, ebedî bir yurt değil; geçici bir konaklama yeridir. İnsan burada misafirdir. Sahip olduğunu sandığı her şey, aslında kendisine bir süreliğine emanet edilmiştir. Gençliğimiz, güzelliğimiz, servetimiz, makamımız, sevdiklerimiz ve hatta bedenimiz… Hepsi bir gün elimizden alınacak emanetlerdir. Çünkü dünya, hiçbirimize sonsuza kadar kalma sözü vermemiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185) Bu ayet, ölümün yalnızca bir ihtimal değil, bütün canlıların yaşayacağı ilahî bir hakikat olduğunu hatırlatır. Ne makam sahibi olmak, ne zenginlik, ne gençlik ne de dünyaya duyulan bağlılık bu gerçeği değiştirebilir. Öyleyse insan neden kendisini geçici olana bu kadar bağlar da ebedî olana hazırlık yapmayı unutur? Belki de en büyük yanılgımız, dünyayı kalıcı bir yurt gibi görmemizdir. Oysa insanın asıl meselesi burada ne kadar yaşadığı değil, kendisine verilen ömrü nasıl yaşadığıdır. Çünkü ölüm, insanın dünyadaki hikâyesini bitirirken ahiret yolculuğunun kapısını açar. Ölüm, sevgiliden gitmek değildir. Ölüm, geçici sevgilerden ayrılıp en büyük sevgiliye, Allah'a yönelmektir. İnsan bu dünyaya misafir olarak gelir, ömrünü tamamlar ve geldiği yere, Rabbine döner. Biz buna ölüm deriz; inancımız bize bunun bir son değil, ebedî hayatın başlangıcı olduğunu hatırlatır. Çünkü dünya bir konaktır, insan bir yolcu… Ve her yolcu, bir gün asıl yurduna döner. İnsan bazen bir yerden gitmez; ait olduğu yere kavuşmak için yola çıkar. |
|||
| Etiketler: Ölüm, Bir, Ayrılık, mı,, Yoksa, En, Büyük, Sevgiliye, Kavuşmak, mı?, | |||
|