|
|||
![]() |
Çok Dilli Kültür ve Çoğulcu Kavrayış | ||
| Yusuf ALİOĞLU | |||
İçine doğduğum gökkuşağından kırpılma zamanların bilince dip not düşen anlarından birine de Mıgırdiç Margosyan üzerinden varmıştım.
Birçok eserini ‘bulmak’ tadında büyük bir iştahla okuduğum Margos, Diyarbekir’in çok renkli ve çok sesli yılları ile evlerindeki gündelik hayatı ustalıkla paylaşır okuyucuyla.
Bir kuyumcu titizliği ile aktardığı anekdotlar, hafızayı besleyen ve bakış kazandıran aktarımlardı. Evet, Diyarbekir güneşi altında Hançepek mahallesinde büyüyen Margos, kültür evrenine yaptığı derin dalışlarla güzel hasletlerimizi, tatlı anılarımızı bize bir bir anlatırdı.
Bunlardan biri de evlerinde dört dilin konuşulduğu o capcanlı kültür okyanusuydu. Bu okyanusa akan dört önemli nehir vardı: Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Zazaca. Margos, evde mühim bir mevzu olduğunda Zazaca konuşulurdu der.
Bu metinlerde çok dilliliğin, çoklu kültürel hayatı, hoşgörüyü ve barış içinde birlikte yaşamayı beraberinde getirdiğini gözlemek mümkün.
Benzer paylaşımları yazar ve şair Metin Önal Mengüşoğlu külliyatında da görmek mümkün. Birçok eserinde paylaştığı, çocukluk yıllarının mekanları ve buraların sosyo kültürel çeşnisi çok dillilik ve çoğulculuk adına çarpıcı örnekler içerir. Örneğin ‘Yerler Mühürlendi’ isimli romanında Harput’taki, Ermeni, Süryani, Keldani, Türk, Kürt, Zaza, Arap, Acem, Müslüman, Hıristiyan gibi etnik ve dini çoğulcu sosyolojiyi aktarır.
Müslüman çocukların Ermeni kızlarına aşık olduğu ve ‘Ya sen İslam ol Ahçik ya ben olam Ermeni’ türküleri yakarak ilan-ı aşk ettikleri, yazarın tespitiyle ‘sevgi ve iyilik’ kavramlarının toplumun aklını ve ahlakını oluşturan temel kavramlar olduğu çok renkli, çok sesli günlerden anekdotlar paylaşır.
Bingöllü şair Metin Kaygalak da bir röportajında büyüdüğü evdeki çok dilli ve çok kültürlü zenginliği paylaşır. Annesinin Dersim Zazacası, babasının ise Şafii Bingöl Zazacası konuştuğunu paylaşan Kaygalak bu zengin altyapının, ‘çoğulcu düşünceye, dillere ve farklı inançlara rıza ve hoşgörü getirdiğini’[1] ifade eder.
Aynı şekilde büyüdüğüm evde de dedem ve babam hem Türkçe, hem kırdki hem de kırmanci konuşurlardı. Türkçenin hem Diyarbekir hem de Çewlik ağzının konuşulması kültür dünyamıza berrak güneş ışınları gibi vurur, farkında olmadan öteki ile uyum, komşuluk, arkadaşlık, ortaklık ilişkileri üzerinden sağlıklı bir akıl ve ruh dünyası inşa ederdik.
Bu örneklerin yoğunluk kazandığı bir diğer adres ise Amin Maalouf’un yapıtlarıdır. Eserlerinde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi üç İbrahimi dinin müntesiplerini bir arada, aynı mahallede, sokakta, pazarda, okulda resmeden Maalouf, bu çok dilli ve dinli ortamdan daima hoşgörü, medenilik, çoğulcu katılım gibi kuşatıcı değerler paylaşır. Malouf’un ülkeler ve hatta kıtalar arasındaki çok kimlikli duruşu, bir Arap olmasına rağmen eserlerini Fransızca yazmasında da tezahür eder. Afrikalı Leo isimli eserinde aynı sokakta ve mahallede; Arapça, Türkçe İtalyanca, İbranice, İspanyolca ve Berberice’nin konuşulduğu son derece başarılı sosyal tasvirler paylaşır. Maalouf bu çalışmalarıyla sanki, ‘çok dilli ve kimlikli çoğulcu bir toplumu inşa edemezsek, birbirinin kurdu olacak totaliter tekçilik ya da onun deyişiyle ‘Ölümcül Kimlikler’ bizi tüketir, çokluğu bire mahkum eder’ demektedir.
Bu örneklerin tamamını, hala yaşadığımız coğrafyada izlemek mümkün. ‘Dilleriniz ve renkleriniz Allah’ın ayetlerindendir’ inancıyla monolitik ve merkeziyetçi siyasalara mesafeli duran, farklı dindeki ve dildeki komşusu, arkadaşı ve ortağı ile hem makul sosyal ilişkiler geliştiren hem de ötekinin dilini bir zenginlik, bir ayet, bir donanım olarak kuşanan örneklikler her şeye rağmen yaşamaya devam ediyor. Baba ve anne, anne ve çocuklar, kayın valide ve gelin, damat ve kayın peder, misafirler, komşular ve akrabalar gibi sosyal kümeler arasında hep birden fazla dil ve en basitiyle bu dillere ait farklı ağız ve şivenin kullanılıyor olması çoğulcu kültür kodlarının direniş pratiğidir.
Bu bağlamda, Kaygalak’ın aktardığı ‘Zazaki anlatırken şiirsel kısmını Kırmanci söyleme pratiği’ farklı versiyonları ile hala kendini sürdürmekte ve üretmektedir.
Bu pratiği metinler dünyasında diller arası geçişkenlik ve dayanışma özelinde, Hint asıllı akademisyen Homi K. Bhabha gibi postkolonyal düşünürlerin üzerinde durduğu çok dilli metinlerde de izlemek mümkün. Babha’ya göre bu metinler, sömürgeci dil ile yerel dilin, sömürgecilik sonrası kimliğin karmaşıklığını yansıtan "üçüncü bir alan" yaratır. Mesela, edebi bir metinde İngilizce cümlelerin içine yerel dilden kelimelerin, deyimleri ya da atasözlerinin çevrilmeden orijinal halleriyle eklenmesi tıpkı yukarıda bahsedilen, Zazaki anlatırken şiirsel kısmını Kırmanci söyleme pratiğine denk düşüyor.
Bu konuda son olarak çift dilli çocuk kitaplarının da aynı kültürel çoğulculuğa çıktığını aktaran akademik çalışmalara zaman ayıralım.
Çift dilli çocuk kitaplarının çocukların dil gelişimi, kültürel farkındalıkları ve kimlik inşası üzerinde olumlu etkilerinin olduğu söylenmektedir.[2]
Birden fazla dil kullanımı kelime hazinesini geliştirir. Zengin kelime arşivi, geniş ve derin düşünebilme imkânı sunar. Birden fazla dil kullanımı, diller arasında kelime, deyim, atasözü gibi alanlarda alışverişi beraberinde getirir. Diller arasındaki bu dolaşımın zihinde yarattığı linguistik yakınlık, karaktere, yakın sosyal ilişkilere ve kimliğe dönüştürür.
Araştırmalar, çift dilli kitapların çocukların kendilerini kültürel olarak ifade etmelerine, dil becerilerini artırmalarına ve topluluk aidiyetlerini güçlendirmelerine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Çift dilli kitaplarla okuma deneyimi yaşayan çocukların, dilsel ve kültürel kimliklerini zenginleştirdiği; sosyal ve kültürel farkındalıklarının arttığı gözlenmiştir.
Avrupa’da uygulanan bazı programlarla, çocuklarda kültürler arası farkındalık geliştirme hedeflenmektedir. Örneğin, Avrupa Konseyi ve Avrupa Modern Diller Merkezi’nin desteklediği “Dil Farkındalığı” gibi yaklaşımlar, çocukların dil yapıları ve sesleri arasında karşılaştırmalar yaparak kendi dilsel repertuarlarının değerini fark etmelerini sağladığı aktarılmaktadır.
Dil çeşitliliği ve okullardaki yeri üzerine çalışmalarıyla bilinen Montreal Üniversitesi Didaktik Bölümü hocalarından Françoise Armand, bu gibi programların öğrencilerde farklı dillere ve kültürlere karşı olumlu tutum geliştirilmesine yardımcı olduğunu ifade eder.
Dolayısıyla bizdeki iki veya daha fazla dil kullanımı teknik anlamda çok dilli bir okur yazarlık olmasa da zihinsel gelişim, duygusal yakınlık, çoğulculuğa yatkınlık ve kültürler arası geçişken davranış kodları açısından büyük bir sosyal sermayedir.
İşgalciliğin ve sömürgeciliğin sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinde, dilde ve kültürde yarattığı tahribata yoğunlaşan postkolonyalistler de çalışmalarında iki veya daha fazla dilli metinlere yoğunlaşırlar. Çünkü onlar için birden fazla dilin hayat bulduğu metinler, tek renkli ve tek sesli sömürgeciliğe karşı duruşun direniş mevzileridir.
Onlara göre çok dilli metinler, sömürge halkların dillerinin yok edilmesine karşı bir direnç gösterir. Yerel dillerin metne dahil edilmesi, o dilin ve kültürel mirasın hala yaşadığını ve geçerli olduğunu kanıtlar.
Bu zenginliğin; toplumdaki barış, dayanışma, paylaşma, acıda ve sevinçte bir arada olma, kültürel farkındalık, farklı dil ve kültürleri kendinden bir parça gibi görme dinamiklerini olumlu etkilediği söylenebilir.
Bu kültürel çeşni, sofrasına yaydığı birbirinden güzel ürünlerle yarınların şairlerini, sinemacılarını, müzisyenlerini, bilim ve fikir adamlarını yetiştirir. |
|||
| Etiketler: Çok, Dilli, Kültür, ve, Çoğulcu, Kavrayış, | |||
|