Yusuf ALİOĞLU İSA'NIN GÜNLÜĞÜ -1-
Yazı Detayı
10 Nisan 2026 - Cuma 12:55 Bu yazı 2631 kez okundu
 
İSA'NIN GÜNLÜĞÜ -1-
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Daha sonraları bir edebiyat dergisinde göreceği ‘Ben edebiyattan ibaretim’[1] ibaresini yıllar önce farklı bir form ile kendisi bestelemiş, kendisi söylemişti:
 

‘Ben inancımdan ibaretim.’
 

Daha ilk mektep yıllarındaki bakışı, kavrayışı ve duruşu, karakterine ve sonraları da düşünce dünyasının engin denizlerine çalınan bir maya gibiydi.
 

Adına heykeller dikilmemiş, isimsiz, iddiasız, sade bir kimlik suretinde ‘beton duvarlar arasında açan bir çiçek’,[2] duvarları öpen bahar rüzgarı, bir kuşun gagasında ışıldayan su damlacığı ya da şehrin sokaklarında süzülen bir aziz gibiydi.
 

Ve henüz, Ziya Osman Saba’nın ‘…annem şaşıracak: / ‘Oğlum ne kadar da büyümüş ben görmeyeli.’[3] demediği yıllardı İsa için.
 

İşçi, köylü, serbest meslek gibi sıfatlarla babalarını anan arkadaşlarının mahcup ve tedirgin hallerinden rahatsız oluyor, daha o yaşlarda içindeki kıpırtıların yönlendirmesi ile hallice bir ailenin çocuğu olduğunu gizliyordu.
 

Emekçi sınıfının deyimleri, sözcükleri, yakıştırmaları dağarcığında hızlıca makul birer mekan buluyor ve yılların yerlisine dönüşebiliyordu.   
 

Sınıf öğretmeni babalarının mesleğini sorduğunda birçok arkadaşı gibi ‘inşaat işçisi’ diyebilmeyi ne çok istiyordu. Çatlamış nasırlı ellere, acıyla bükülmüş bellere ilaç olmayı ya da…
 

Kalbini saran bu nazenin sızının sırlarını henüz çözemese de yanı başına müteşabih kıpırtılar ekleyebiliyordu.
 

Daha o zaman bir Roger Garaudy ruhu ile tanışmışçasına, yöneticilerin ve kodamanların hakları için değil, yönetilenlerin ve ezilenlerin hakları için savaşmayı seviyordu.
 

Hiçbir ideolojik aidiyet, yönlendirme, yükleme ve taklit olmaksızın ve hiçbir ideolojinin sınırlarını resmi ya da gayri resmi bir pasaport ile daha yoklamamışken zülüm görenden yana atıyordu kalbi.
 

Bilmediği, tanımadığı insanlar için; anlamadığı, kavramadığı diller için; görmediği, yaşamadığı coğrafyalar için üzülüyor, tarafgir oluyor, söylenmemiş kucak dolusu cümlelerle yüzünü iyiden ve adaletten yana çeviriyor, alnını insanlığın kahramanları için secdeye bırakıyordu.
 

Kalbini inşa ederek bir ahlak abidesine dönüştüren bir diğer kıpırtıyı ise tuttuğu futbol takımıyla rakibi arasında maçlarda doğru olanın yanında olmak suretinde deşifre etmişti.
 

Arkadaşları büyük bir körlük içinde her pozisyonu, hakemin her düdüğünü, skorun her türlüsünü kendi takımları adına yorumlarken, o, içi acısa da haklı olan adresi kodlamakta tereddüt etmiyordu.
 

Birileri halk müziği, sanat, müziği, arabesk gibi dallar üzerinde belirli türkücülere ya da şarkıcılara takılıp sabah akşam aynı notaları tekrar ederken ve ‘öteki’nin müziğini ve müzisyenini görüş alanına almazken, o, ‘her çiçekten bal alırsın’[4] şarkısındaki ince ruhla güzel olan, estetik olan, özgün olan her ürüne ilgi duyuyordu.
 

Enva-i çeşit yemeğin öğlen servisinde müşterilerini beklediği bir Anadolu kasabasının en meşhur lokantasında her gün öğle yemeğini etli yemekler, ızgaralar, döner gibi kalburüstü menülerle tamamlayabilecekken, o, evine, annesinin yemeklerine gidiyordu.
 

Beslenme çantası boş olan gariban arkadaşlarını her defasında farklı sebeplerle kendisine alacaklı çıkarıyor ve çeyrek ekmek içine kuru fasulye ya da dürüm döner ile doyurmaya, dahası mutlu kılmaya ve en doğrusu da muhtacın yanında olmaya çalışıyordu.
 

İsa daha bir ilk mektep talebesi iken, klan ve kabile ilişkileri ile yoğun sosyal hayatındaki yanlışları için tavır geliştirmeye, haklının yanında durmaya, haksızın yüzüne konuşmaya başlamıştı.
 

Kendi köylüleri ile komşu köyler arasında yaşanan çekişmelerde, dedikodularda, itiş kakışlarda ve hatta kavgalarda bir antikite filozofu gibi tasnifler, soyutlamalar ve isimlendirmeler yaparak kendince tutum geliştirebiliyor, klan zindanını vicdan ışığıyla aydınlatabiliyordu.
 

Biricik sevgilileri olan annesi ya da babası bir tartışmanın, bir ayrışmanın, bir kırgınlığın içinde olduklarında, ötekinin mazlum olduğuna, hakikatin tarafı olduğuna inanmışsa eğer, ebeveyninin yanından kalkıp ‘öteki’nin yanında oturabiliyordu.
 

Gerçi İsa’nın bu konuda trajik bir hikayesi de vardı.
 

Haydi onu da anlatıp günlüğü noktalayalım.
 

Doğunun garson boy bir şehri. Max Weber literatüründeki[5] gibi bir kalesi olmasa da etrafı dört dağ ile çevrelenmiş. Bu şehirde ünlü Mekke Şerif aileleri, Roma soyluları ya da Venedik’in sulh yargıçları yoktu. Ama geçimlik ekonomi ile hayatı süsleyen ve etrafı bahçelerle çerçeveletip birer tabloya dönüştüren güzel insanları vardı. Aşağı Çarşı’sı, Sağyer Deresi, Musyan Mahallesi, muhacirleri, Çerkes köyleri, Zazaları, Kırmancları vardı. Katırcıları, eşekçileri vardı. Kimyasala ve harama bulanmamış bakraçlarla yoğurtların, tere yağlarının, çökeleklerin satıldığı pazarları; on beş yirmi kilometre yürüyerek şehre inip gaz yağı alan ve bir teneke gaz yağını omuzunda taşıyıp köylüsüyle paylaşan temiz yürekli rençberleri vardı. Akşamları, şehir belleğinin nahif dışavurumlarından düğünler ve düğün yerlerinde delikanlıların seyrine doyum olmayan kıvrak oyunları, lokal figürleri vardı. Roma tribünleri gibi olmasa da taş evlerin toprak damlarında kadınlar kızlar, davul zurna eşliğinde delilo’dan çaçan’a, gövend’den harrani’ye bitimsiz oyunlar izlerdi. Hayat, bir düğün türküsünün nakaratları kadar coşku dolu, saf, berrak ve anlaşılırdı. Saatlerin durduğu bu anlarda, bir meleğin kanatları toprağa yayılmışta, gençler ve yaşlılar bu ontolojik zeminde kelebek tozundan biblolar gibi dizilmiş, topukları ile melodiye eşlik ediyor gibiydi.
 

İsa, ‘Memo Memo, Memo, Memo / Keçır de ka gela çemo’ türküsüyle halay başındaki babasını hayranlıkla izlerdi. Çoğu kere yoğun heyecan ve mutluluktan gözleri ıslanırdı. Yine böyle bir mahalle düğününde oyunları hem izlediği hem de kaydettiği bir esnada bazı akranlarının ve bedeni aklından fazla gelişmiş bazı akrabalarının ‘zurna eşliğinde oynamak haramdır’ sözüyle irkilmişti.
 

Mevsimleri durduran, sanatı buharlaştıran, güzel olanı budayan, tebessüme dahi yabancı bu ıssız çehrelerin, bu vezinsiz ağızların burada ne işi vardı?
 

Saltanat artığı dindarlığın ve bin bir hurafenin beslediği bu akıl, ruhun göçerimi misali bu bedenlerde yeşermiş de yanlışlarını onlara söyletiyordu sanki.
 

Her daim doğru düşünmenin yanında olmaya çalışan İsa, sonraki yıllarda karakterine giydirdiği tutumdan bir avuç alarak akranlarının ve akrabalarının yüzüne savurdu:
 

‘Benim babam; atalarının gırtlağına, kulağına, kalbinin ritmine, vücudunun figürlerine kısacası estetik mirasına ses veriyor. Bin bir emekle kıvama gelmiş melodileri yeniden yorumluyor. Kültürünün taşıyıcısı olarak toplumsal bir sorumluluğa imza atıyor. Her topuk vuruşu, tarihe düştüğü estetik bir not, tuval üzerinde salınan usta bir fırça gibidir. Ama sizin babalarınız. Ya içki ile akıllarını örtüyor, ya komşusundan ve devletten çalıyor, ya kumar ile çocuklarının rızkını başkalarına peşkeş çekiyor, ya da…”
 

Hızını alamayan İsa şu sözlerle konuşmasını tamamladı:
 

‘Herkesin kendi ataların eleştirebildiği ve değer yargılarını onlardan üstün tuttuğu zaman daha farklı konuşabiliriz. Ama önce atalar putunu kırıp babalarınızı, aşiretinizi eleştirebilmelisiniz.”

 

 

[1]KafkaOkur Dergisi

[2] Birazdan Gün Doğacak, Erdem Bayazıt

[3] Ahret, Geçen Zaman, Ziya Osman Saba

[4] Sözleri ve bestesi Orhan Gencebay’a ait şarkı, Gönül, 1975

[5] Max Weber, Şehir / Modern Kentin Oluşumu, s. 109

 
Etiketler: İSA'NIN, GÜNLÜĞÜ, -1-,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Eylül 2026
ŞİİRİN GÜNCESİ -12: ‘İSİMSİZ ŞİİR’
568 Okunma.
28 Ağustos 2026
TANRI KONUŞMAK İÇİN SİZİN SUSMANIZI BEKLİYOR
1055 Okunma.
18 Ağustos 2026
YUSUF'UN BABASI
963 Okunma.
11 Ağustos 2026
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
946 Okunma.
29 Temmuz 2026
İKİ RENK, ÜÇ KELİME YA DA COŞKUNUN KIYISINDA
1430 Okunma.
07 Temmuz 2026
GÖSTERİ TOPLUMU
1594 Okunma.
02 Haziran 2026
Çok Dilli Kültür ve Çoğulcu Kavrayış
1634 Okunma.
27 Nisan 2026
Bağlamaya Şiir Okutan Adam: Murat Kapkıner
2048 Okunma.
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
2039 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
2025 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
2225 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2612 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
3457 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2517 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
3442 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2719 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6663 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
2135 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
2455 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4613 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3892 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3608 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
4297 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
3205 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
3091 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3926 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3545 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
3066 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
3156 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3670 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2780 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2962 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2711 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
3080 Okunma.
08 Kasım 2022
Engerek Soyu
3531 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
5068 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3695 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
4285 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
4257 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5494 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3692 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4698 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
4233 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
4377 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
4047 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
4048 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4643 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5980 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8558 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6594 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
7506 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
5388 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
7164 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
6342 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
6298 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6490 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
5478 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
5155 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6513 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
15561 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
4404 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4778 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4957 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4765 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
5000 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
5193 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
6390 Okunma.
Haber Yazılımı