|
|||
![]() |
GECE VE KARANLIK ZAMANLAR | ||
| Yusuf ALİOĞLU | |||
Bunca sessiz ve bunca karanlık bir geceden; bunca kurşun gibi ağır ve bunca buz gibi soğuk bir rüyadan ve bunca cesetleşmiş beton misali çıplak bir tenden arta kalmış bir uyanışla:
“Heyy,” diyorum, “yerin üstündekiler; ‘yaşamanın sivri yanları’ takılmadı mı hâlâ gözlerinize?”
Bunca mebzul vakanüvis ve bunca işgüzar kapıkulu, bunca hodbin sansürcü, bunca sudan ucuz danışman, bunca medya gediklisi, bunca bürokrasi yalakası, bunca kâsebaz, bunca pehpehçi ve bunca müdahane kumkuması...
Saray eteklerinde, şato balkonlarında, beş yıldızlı otellerin suit odalarında, lüks kafelerde, rezidanslarda ya da tescil harici adalarda; binlerce cebin, avucun, tefecinin ve tüccarın kirini taşıyan o mürekkepli kâğıtların afrodizyak kokusuyla sarhoş olmaktasınız.
Bu sentetik kokuyla zihninizi uyuşturup siyahları beyaza, beyazları da siyaha derkenar edip oksijen kıvamında itaatler ve kulluk tadında ibadetler devşirirken hangi altın tozundan el yazmasında ve hangi pirupak parşömende okunacak kendinden menkul kerametleriniz, narsist histerileriniz? Tarih sizin için ne yazacak?
Karanlık hep kalleş ve kahpe, karanlık hep zifiri ve simsiyah tülden bir karakter, karanlık aldatmak ve ayılmamak üzere ebedî bir aldanış ve ‘köşebaşları da tutulmuş’ ise aydınlık adına attığınız adımları hangi ölçü birimi ile hesaplamalı?
Zamanın ikazı kulak zarlarınızın çeperini aşamamışsa, mekânın ruhunda mayalanan direniş kıvılcımları göz bebeklerinizde devrim renkli alevler yakamamışsa hangi dedektör ile bakmalı idrak yitiklerinize?
Zaman değişti ve mekân de-mode oldu ise acemi sosyoloji öğrencilerine ait satır aralarında; bilmek amuda kaldırıldı ve medyatik filozofların mebzul fıkralarında sipariş reçetelere döndüyse, tevellüdünüzü hangi tarih şeridi ile tespit etmeli? Hangi pusula ile tayin etmeli mekânsal zamansallığınızı?
Çok köşeli hayatlarınız çok köşeli kişiliklere, çok renkli vitrinleriniz çok renkli maskelere dönüştükçe iksir diye yudumlayıp zemzem diye tanımladığınız kevser hayallerinizden ne kaldı geriye? Güneş ve sabah diye kalktığınız zamanlardan zift gibi habislikler dökülüyorsa kahvaltı sofralarınıza; okşadığınız çocuklarınızın başına çamur akıyorsa avuçlarınızdan ve gözleri boğuluyorsa mahdumlarınızın bu balçık deryasında; buğulu günaydınlarınızdan, pusuya yatmış selamlarınızdan ve esmer tebessümlerinizden ne kalır geriye?
Nazenin bir bakış zarfı ve mazrufuyla sessizce çekilirken hayatımızdan, sesle bütünleşmiş anlamın en makul ve en makbul örnekleri bir bir uzaklaşırken düşünce terasımızdan, yüreğimizin hangi stratejik birimlerine modern tahrip mayınları döşediniz?
Sessiz filmlerin ucuz aktörleri gibi en pespaye rollere çıkardıysanız bizleri ve hayatımızı kısa metrajlı ikinci kalite filmlere çevirdiyseniz, alın ve okuyun sanat şaheserlerinizi! Gülyabanilerle dolu bu vıcık vıcık tablo sizin. Bizdeki bayağılıktan sizlere ait yetenek okyanuslarını keşfedin. Yüzümüzdeki çizgilerden estetik derinliğinizi; ağıtlarımızın yakıcılığından beste ve güfte kabiliyetinizi yakalayın.
Kaba materyalizmden saf idealizme çizdiğiniz zikzaklar; yer ile gök arasında yaşadığınız yalpalamalar, katedral ve şatoda müşahhaslaşan siyasal düalizm, modern çağlara taşıdığınız antik hurafeler, kopamadığınız istiskal geleneği ve doğu ile batı arasında günübirlik tuttuğunuz saflar, bilinmeyen zaman kayıtlarına hangi alfabe ile yazılacak?
‘Heyy’ yerin üstünde olduğunu iddia edenler; bir ses, bir soluk, bir hayat fişeği, bir yaşam nişanesi ispat kabilinden dökülsün halinizden arzın zayıf noktalarına.
Olgun bir yaprak düşsün gövdenizden ve cinlere rızık olsun; tomurcuklarını patlatacak bir cümle bitsin dudaklarınızda ve ‘yeryüzü lanetlilerine’ mağaradan çıkma umudu olsun; bir tebessüm açsın yüzlerinizde ve Firavunlaşmış bedenlerinizde Asiye’den bir hatıra kalsın.
Bu trajik ve absürd labirentten çıkış, sizin o taklit ve istihkâr yüklü kültür iktidarlarınızla, sentetik aydınlarınızla ya da fahişe tinetli sermayenizle değil; hakikatin izini sürenlerin emeği, özgün imgelemi ile olacaktır.
Öyleyse, kanatlanmış sır düşkünlerinden modern zamanların ruh seyyahlarına; hikmetin yıldız savaşçılarından düşüncenin hâkim simyacılarına, örsünde adalet döven emekçilerden devrimci dünyanın çelikten çekirdeğine ‘merhaba’ makamında bir nefes-i müstakîm yollayın.
Düşüncenin romantik mimarlarından eylemin çağlayan şelalelerine; rahlelerin mistik dizaynından dağların sufi yolcularına ‘adanmışlık’ makamında bir sabr-ı cemîl yollayın.
Yollayın ki, gece kadar karanlık yüzleriniz, lirik bir dokunuşla güneş huzmelerinden, sonsuzluk hazinelerinden, renklerin sesinden ve seslerin kanat çırpışından nasiplensin.
Yollayın ki, kusurlu tasavvurunuz fitne müdavimliğinden, nifak meşguliyetinden azat olsun...
4 Aralık 2011 |
|||
| Etiketler: GECE, VE, KARANLIK, ZAMANLAR, | |||
|